Yazdır

AKP'NİN KHK'LERİ ve NEOLİBERALİZM

Aktif .

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana Türkiye neo-liberalizmin şekillendirdiği hızlı bir değişim sürecine girdi. Adeta çalışma hayatının her alanı özelleştirildi. Özelleştirme gelirleri, bütçe açıklarını kapatan araçlar haline dönüştürüldü. Çalışma yaşamı; kuralsız, sendikasız, esnek çalışmanın hakim kılındığı ve taşeron şirketlerin insafına terk edildi.

Bu tablonun birinci sorumlusu AKP’ dir. AKP her seçimde oylarını artırarak yeniden iktidara gelmesi ile bu dönüşümün, kendi ifadeleri ile “çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa” geçtiklerinin göstergesidir.

Türkiye’de ekonomiden siyasete, toplumsal yaşamdan kamu yönetimine, yeniden yapılandırma politikalarıyla, hayatın tüm alanları emperyalizmin yeni taleplerine göre şekillendirildi. Zaten bu siyasi iktidar da, bu dönüşüm sürecini tamamlamak üzere göreve getirilmiştir.

Ancak siyasal iktidara, özelleştirme ve taşeronlaştırma da yetmedi, Kamunun da yeniden dizayn edilmesi ve kadrolaşma sürecini de tamamlamaları gerekiyordu. Bunun için, genel seçimlere 2 ay kala, Meclis’i devre dışı bırakan hükümete 6 ay süreyle Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi veren Yasa, TBMM’nin 6 Nisan 2011 tarihli oturumun da kabul edildi. Kabul edilen bu yasaya göre AKP, 6 aylık dönemde 34 adet Kanun Hükmünde Kararname çıkarmıştır.

Kapalı kapılar ardında dar bir kadro ile, ilgili kurum amirlerinin ve çalışanların görüşleri alınmadan çıkarılan bu Kanun Hükmünde Kararnameler, bir çok işyerinde çalışma barışını bozduğu gibi AKP’nin Kamuda yeniden kadrolaşma çalışmalarından başka bir amaca hizmet etmediği de açıktır.

Örnek olarak, aynı gün yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname’nin bir maddesi ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (PİGM) kapatılıyor, yine aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin bir başka maddesi ile de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının hizmet birimi haline getirilmektedir. Yine aynı gün içinde EİE’nin görev tanımı yeniden tanımlanırken, diğer bir Kanun Hükmünde Kararname ile kurum kapatılmaktadır. Böylece boşalan kadrolara yeni atamalar yapılarak kadrolaşmanın önü açılmaktadır.

Bilindiği üzere sendikamız ESM’nin örgütlü olduğu kurum ve kuruluşlar, Türkiye’ de siyasal iktidarlarca en çok özelleştirilen kapatılan veya bir yerden bir yere aktarılan bir alanı oluşturmaktadır.

En son işkolumuza bağlı işyerlerimizden olan Elektrik Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) 02.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 662 sayılı KHK ile kapatılmıştır. 76 yıllık bu kurumun kapatılması bu güne kadar yapılan, hidroelektrik kaynakların değerlendirilmesi ve yenilenebilir enerji konularında ki çalışmaların boşa harcanması anlamına gelmektedir.

Bir diğer konu, kurum da yıllarca çalışmış deneyimli ve bilgi birikimine sahip çalışanlarının durumudur. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ne devredilecek personelin durumları hakkındaki bilgiler saklanmaktadır. Yardımcı hizmetler ile Danışma Denetim birimlerinde çalışanlar ile 4857 sayılı kanuna tabi çalışanların hangi kuruma ve hangi kurumda görevlendirileceği hala belirsizdir. PİGM çalışanları içinde aynı belirsizlik söz konusudur. Bu durum çalışanlar üzerinde olumsuz baskılara neden olmaktadır.

Bu nedenle, DSİ’ ye geçecek personelin listesi derhal açıklanmalı, kalan personel Yenilebilir Enerji Genel Müdürlüğüne, PİGM personeli de yine kendi kadrolarının bulunduğu Genel Müdürlüğe eski bulundukları kadrolara eksiksiz olarak atanmalıdır.

Yapılanlar ile çıkarılan tüm Kanun Hükmünde Kararnameleri, alt alta yazdığımızda, Türkiye’ nin yenidünya düzenine eklemlenip, emperyalizme bağımlı hale getirilmesi için kamu yönetiminin nasıl yeniden düzenlendiğini görebiliyoruz.

Sendikalara, bu kurum ve kuruluşlarda çalışan emekçilere sorulmadan yapılan bu düzenlemelerin, hem personel hem de uzun yıllarca tecrübesi ile edinilen teknik kamu hizmetlerinin aksayacağını tüm kamu oyu ile paylaşmayı bir görev olarak görmekteyiz.

Bu süreçte hiçbir kamu emekçisinin mağdur edilmemesi için sendikamız her türlü sürecin takipçisi olacaktır. Gerek hukuksal gerekse fiili ve meşru mücadele alanını kullanarak üyesi olsun olmasın tüm kamu emekçilerinin sesi olacaktır.

Bu tablo bizlere bir kez daha nasıl zorlu bir süreçten geçtiğimizi ve mücadelemizi birleştirerek sürdürmemiz gerektiğini gösteriyor. Önümüzdeki süreç Kamu çalışanları ve Örgütümüz için de bir sınav niteliği taşımaktadır.

Bunun gereklerinin emek ve demokrasi güçleri ile ortaklaştırılan bir mücadele hattı ile yerine getirilebileceğini de çok iyi biliyoruz. “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiç birimiz” sözümüz şimdi her zamankinden daha anlamlı hale geliyor.

Saygılarımızla…

15/11/2011

ESM YÖNETİM KURULU