Yazdır

SENDİKALARA VE EMEKÇİLERE YÖNELİK UYGULANMAKTA OLAN BASKILARA KARŞI VE SOMA KATLİAMININ 2. YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA YAPTIĞIMIZ BASIN AÇIKLAMASI

Aktif .

11 Mayıs 2016 tarihinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde yaptığımız basın açıklamasının metni aşağıdadır...

Ülkemiz barış, demokrasi, özgürlük ve emeklerinin hakkını talep eden herkes için; sindirme, korkutma, baskı ve cezalandırma yöntemleri ile karşı karşıya kaldığı bir gerçeklik içindedir. En son 10 Ekim 2015’te 100 arkadaşımız ülkemizin barış ve özgürce yaşanılabilir bir duruma gelmesi için geldikleri Ankara gar'ı önünde katledilmiş ve yüzlerce arkadaşımız da yaralanmıştır ve 7 aydır barışa olan umuduyla direnen ESM üyemiz Cihan ANDIÇ hala yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermektedir. AKP iktidarı Ortadoğu başta olmak üzere içine girdiği bataklıklarda çırpındıkça, bunun faturasını demokrasi ve özgürlük talep eden başta emekçiler olmak üzere bu uğurda mücadele eden tüm kesimlere çıkarmaktadır. Aydınlardan, akademisyenlere, öğrencilerden, işçilere, derelerini, dağlarını barajlara kurban etmek istemeyip sahiplenen köylülerden barış isteyen Kürtlere, inancını özgürce yaşamak isteyen alevilere kadar muhalif herkes AKP iktidarının hedefindedir. Bizler direndikçe baskı ve şiddetin yöntemi değişip daha da artmakta faşist 12 eylül yasaları bile yeterli görülmeyip yeni uygulamalar hayata geçirilmektedir.

En son çıkartılan Başbakanlık Genelgesinde -ki bu genelgenin altında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun adı yer almakta kendisi bu genelge ile hiç bir hukuksal dayanağı olmamasına rağmen çalışanları işten atıp haklarında soruşturmalar sürdürmeyi amaçlarken, biz emekçiler açılan onca baskı, soruşturma ve işten çıkarmalara rağmen dimdik ayakta direnmeye devam ederken, kendisinin bir saray darbesi ile geldiği nokta ortadadır.

Gün geçmiyor ki kamu emekçileri bir keyfi uygulama ile haklarında soruşturma açılıp işten atılmasın. Son 6 ayda hakkında soruşturma açılmış çalışan sayısı on binleri bulmaktadır. KESK'in açıkladığı 7 Ağustos 2015 – 7 Şubat 2016 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan raporda 284 KESK’li sürgün edilmiştir. KESK üyesi 1390 çalışan hakkında çeşitli ceza talepleriyle soruşturma açılmıştır. 29 Aralık grevi nedeniyle açılan soruşturmalar 10 bini aşmış durumdadır. 7 Şubat tarihinden sonra son 3 ay içindeyse henüz net rakam belli olmamasına rağmen giderek artmakta ve 20 bine yaklaşmaktadır. Sendikalarımızın gerek ekonomik ve gerekse de diğer tüm olanaklarımızın hak ihlallerinin takibine ayrılması, kriminalize edilmesi, altının boşaltılarak eylem ve etkinlik yapamaz hale getirilmesi ve böylece tabelası olsa da fiilen kapatılması hedeflenmektedir. En son sendikamız ESM üyesi bir arkadaşımız "sayın muhbir vatandaş" ihbarı ile hiç bir hukuki gerekçe olmadan işten uzaklaştırılmıştır. İş yerlerinde sendikal çalışmalarımız keyfi şekilde engellenmektedir. 10 Ekim katliam afişlerini yasaklayan ve katledilen insanların resimlerine dahi tahammül edemeyen bir bürokratik tutum ile karşı karşıya kalmış durumdayız. Tüm uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sendikal örgütlenme ve çalışma hakkımız izne tabi tutulmak istenip yönetici ve iş yeri temsilcilerimiz üzerinde baskı uygulanmaktadır. Karşılaştığımız bu baskı ve hukuksuz durumu görüşmek için defalarca yaptığımız görüşme talebi Enerji Bakanlığı tarafından kabul edilmemiştir. Yandaş sendikaların çalışanların talepleri dışında her şey için bakanlık kapıları kendilerine sonuna kadar açıkken haklı taleplerimizi dile getirmek için yaptığımız tüm başvurular reddedilmiştir. Baskı ve sindirme ile bizleri yıldıracağını sananlar direnen tarihimize baksınlar. ESM ve bağlı olduğumuz KESK olarak nerede haksızlığa uğrayan bir üyemiz var ise dayanışma ruhu ile yanlarında olacağımıza ve yürütülen mücadeleyi başarıya ulaştırmak için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz.

İktidar yaşamış olduğu iç iktidar kavgasını durumunda bile söz konusu emekçilerin kazanımları olunca her şeyi unutmuştur. Geçtiğimiz günlerde adeta bir baskın havasında meclisten "güvenceli esnek çalışma" değişikliği adı altında bir yasa geçirmiştir. Bu yasanın bizim nezdimizde tek bir adı vardır o da "KÖLELİK YASASIDIR". Çalışanların tüm kazanımlarını elinden alan ve onları belli bürolar üzerinden şirketlere pazarlamayı düşünen bu yasa modern kölelikten başka bir şey ifade etmemektedir. Kamudaki çalışan taşeronları sözde kadroya geçirmeyi planladığını söyleyen AKP iktidarı çıkardığı son yasal değişiklik ile emekçiler için asıl neyi hedeflemiş olduğunu ortaya koymuştur. Bu tür değişiklikler mevcut haliyle bile kamu emekçilerinin haklarını korumaktan aciz olan 657’de yapılması düşünülen değişikliklerin habercisidir. AKP milletin vergileri ile millete hizmet eden ve hakları hukuki güvence altına alınan bir kamu anlayışı yerine kendisine biat edilen ve tüm çalışma hakları kendi iktidarına bağlı idarecilerin iki dudağı arasında olan çalışma sistemi istemektedir. Biz kamu emekçileri olarak üretim ve örgütlenmeden gelen gücümüz ile bu tür değişikliklere karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Bugün burada Enerji Bakanlığı önünde bulunmamızın bir başka gerekçesi de 2 gün sonra ikinci yılı dolacak olan Soma katliamını anmak ve sorumlulardan hesabını sormaktır. 301 maden emekçisinin hayatını kaybettiği kara günden bu yana 2 yıl geçmiş olmasına rağmen tüm suç 3-5 kişinin üzerine yıkılmaya çalışılıp tek bir kamu görevlisinden hesap sorulmamış olup dava hala sonlandırılmamıştır. Halka ait olan madenler özelleştirme ve rödavans sistemi altında sermayeye peşkeş çekilip, daha fazla üretim daha fazla kar hedeflenerek tüm çalışanlar için adeta mezarlıklar haline getirilmiştir. Soma sonrası çıkartılan göstermelik yasalar sadece göz boyamaya yöneliktir. Soma'dan hemen sonra Konya-Ermenek'te meydana gelen maden faciasında yitirdiğimiz 18 can bunun en net göstergesidir ve hala ülkenin neredeyse dört bir yanında kaçak olarak en ilkel şartlarda çalışan maden emekçileri bulunmakta ve bunların kaydı dahi tutulamamaktadır.

Tarım emekçileri toprağından koparılıp önce toprağı elinden alınmakta doğası ve tüm yaşam alanları yok edilmekte sonrada ucuz iş gücü olarak bu madenlerde çalışmaları hedeflenmektedir ve önlerine sadece kölece bir yaşam dayatılmaktadır. Cerattepe'de direnen karadeniz halkı, doğasına ve toprağına olan bağlılığıyla bu işlerin o kadar kolay olmayacağını gözünü kar hırsı bürümüş iktidar destekli maden şirketine göstermiştir.

Maden ve inşaat sektörü başta olmak üzere neredeyse her iş kolunda her yıl toplamda binlerce insan ölmektedir. 2015 yılında 1730 işçi 2016 yılı ilk dört ayında ise 586 işçi hayatını kaybetmiştir. Bu ölümler iş yaşamının fıtratında yer alan ölümler değildir. Daha fazla kâr ve daha az insanca çalışma şartlarının sonucudur. İşçi sağlığı ve güvenliği salt çıkartılan zorlama yasalar ile değil aynı zamanda ciddi bir kamu denetçiliği ile anlam kazanır. Bu cinayetlerin önüne geçilebilmesi için caydırıcı hukuki yasalar ve denetimi, bağımsız kamu çalışanları uzmanlar tarafından yapılan bir sistem yaratılmalıdır.

Sürgünler durdurulsun!

Baskılar sona ersin!

Soma’yı unutma, unutturma!

Zafer direnen emekçinin olacak!

11/05/2016

MERKEZ YÖNETİM KURULU

Resimler için lütfen tıklayınız...

Gazete haberleri için lütfen tıklayınız...