
KESK tarafından hazırlanan “28 Şubat ve 4 Mart 2009 tarihlerinde yapılacak basın açıklaması metin taslağı” aşağıdadır.
28 ŞUBAT – TACİZ & TECAVÜZ
4 MART – TÖRE NAMUS
Biz KESK’li kadınlar, ülkemizde, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin, istismarın her geçen gün artması, sıradanlaşması ve neredeyse normalleşmesi karşısında, AKP Hükümetinin hiçbir önlem almaması ve hatta mevcut hukuki düzenlemelerin bile uygulanmadığına şahit oluyoruz.
Biz kadınlar tarihin her döneminde ve yaşamın her alanında çeşitli biçimlerde şiddete maruz kaldık. Kadın mücadelesi, bir bakıma şiddetle hesaplaşma mücadelesidir. Ancak, her geçen gün yaşanan şiddeti meşrulaştırmaya yönelik çabaların arttığını yüreğimiz acıyarak, öfkemiz büyüyerek görüyoruz, yaşıyoruz.
Kadınlar tacize ve tecavüze uğruyor, kadınlar intihara zorlanıyor, kadınlar dayak yiyor, şiddete uğruyor, küçük kız çocukları cinsel istismara maruz kalıyor, aile içi şiddetin kıskacından kurtulamıyor. Çok geçmişe gitmeye gerek yok. İstanbul’da 1 yıl önce kocasından ayrılmak isteyen Ayşe, kocası tarafından tam 14 kurşunla katledildi, bundan 1 yıl önce İtalyan barış gelini Pippa Bacca önce tecavüz edildi ardından katledildi; katil suçunu itiraf etti ama dava sonuçlanmadı, şimdi de katil ifadesini değiştirdi ve dava yine uzadı. Hüseyin Üzmez, küçük bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, devlet tepki gösteren kadınları gözaltına alırken, göğsünü gere gere, açık açık Üzmez’i korudu, sahiplendi. Ve 2009’da…Van’da 3 Şubat’ta bir kadın kocasından şiddet gördüğü için şikâyet ediyor, ama devlet onu eve gönderiyor ve göz göre göre ölümüne tanıklık ediyor. Ve sayabileceğimiz binlerce vaka..saymaya dilimiz varmıyor çünkü yüreğimizdeki ateş hala yanıyor.
Evet burası Türkiye! Tüm bu kadınlar ne yazık ki şiddete karşı “sözde” genelgelerin çıkarıldığı, “sözde” sığınma evlerinin sayısının arttırıldığı, “sözde” polislere ve jandarmalara eğitim verildiği iddia edilen bir ülkede yaşanıyor. Tüm bu yaşanan şiddet olaylarını görmezden gelen AKP hükümeti, yasalar eliyle kadını bir kez daha mağdur ediyor. Töre ve namus cinayetleri her geçen gün artarken, evlilik yaşı 17’den 14’e çekilmek isteniyor, Her gün tanımadığımız binlerce kadın cinsel tacize uğrarken, tecavüz edilirken bir kadının tecavüzcüsüyle evlendirilmesinin yasallaşmasının önü açılmak isteniyor, tecavüz eden erkek nerdeyse ödüllendiriliyor. Ve yine her zaman olduğu gibi kadınlar şiddetle yaşamak zorunda bırakılıyor. Şiddet yalnızca bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, ihlalle direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok ediyor.
Kadına yönelik şiddetin en yoğun yaşandığı süreçlerden biri de hiç şüphe yok ki savaşlardır. Savaşlarda, kadınlar ve kız çocukları sırf cinsiyetlerinden ötürü sayısız fiziksel ve cinsel şiddet eylemlerine maruz kalıyorlar. Tecavüz bir savaş taktiği, bilinçli bir politika olarak otoriteler tarafından kullanılıyor ve teşvik ediliyor. Hepimizin bildiği gibi kadınlar savaşlarda savaş ganimeti olarak görülmekte, tecavüze tacize uğramaktadırlar. Savaşın bir sonucu olarak göç olgusu da en çok kadını etkiliyor. Göç etmek zorunda kalan kadınlar, mülteci kamplarında cinsel ve fiziksel şiddet ile karşılaşıyorlar.
Irkçı ve şovenist dalga; şiddetin en görünür yüzlerinden biridir ve biz kadınlar bunun farkındayız. Bu nedenle biz Kadınlar, kardeşlikten, barıştan ve bir arada yaşamdan yana tutum alıyor militarist değil barışcıl bir dilin bu topraklarda yeşertilmesi için mücadele ediyoruz.
Son dönemde yaşadığımız Kriz ise sadece biz kadınları ekonomik temelde köşeye sıkıştırmamakta, dünyanın her yerinde ve her zaman olduğu gibi biz kadınlara yönelik şiddeti de besliyor. Yoksulluk, işsizlik, açlık arttıkça genel olarak artan gerilimden ve şiddetten en çok kadınlar etkileniyor. Artan işsizlik, psikolojik problemleri, aile içi gerilimleri ve şiddeti arttırıyor.
AKP hükümeti yasalarda ve politikalarında kadına yönelik şiddetin her biçimin temel insan haklarının ihlali olduğunu görmezden gelmekte, hatta kimi zaman şiddete uğrayan kadınlar aleyhine politikaların bırakın savunucusu olmayı, bu politikaları birebir kendisi hayata geçiriyor, meşrulaştırmak için büyük çabalar sarf ediyor. Hamdolsun AKP hükümeti devlet, şiddetinin ne olduğunu biz kadınlara bir kez daha gösterdi, yaşattı. Çünkü bizler biliyoruz ki, bu yapılanlar bir ihmal değil, tercihtir. Sizlerin kadına ve şiddete yaklaşımınızın somut bir göstergesidir.
Biz KESK’li kadınlar, kadına yönelik şiddetin topyekün ideolojik bir toplumsal sorun olduğunun bilincindeyiz. Toplumda yaşanan hiçbir şiddet türü başka bir şiddet türünden bağımsız değerlendirilemez. Duyarsız kalınan her günün bedelini bir kadın yaşamıyla ödüyor. Bu nedenle öncelikle AKP hükümetini ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakan’ı Nimet Çubukçu’yu duyarlı olmaya ve bir an önce bu süreçlere müdahale etmeye çağırıyoruz.
Sizden olmayan herkesin “öteki” olduğu bu ülkede, ülkenin mevcut halini sevmeyen, ama terk edip de gitmeyen, inatla direnen ve mücadele eden kadınlar var.
Biz KESK’li kadınlar, kadına yönelik şiddetin her türlüsüne hayır diyoruz. Devleti bu konuda gerekli duyarlılığı göstermesi ve gereken tüm düzenlemeleri yapması için uyarıyoruz. Devletin görevi sadece sözde genelgeler çıkartmak değil, savaş değil barış politikasını esas almak, sadece namus değil töre cinayetini de kınamak, sadece sokaktaki yani kamusal alandaki değil ev içinde yani özel alandaki şiddetle de mücadele etmek, kısacası görevi toplumun tüm yapısına sirayet etmiş şiddeti tamamen ortadan kaldırmaktır.
Biz KESK’li kadınlar, yaşanan savaşın son bulması için, daha fazla insanın ölmemesi için, anaların daha fazla ağlamaması için, bu savaştan medet uman ve kar sağlayanlara karşı, Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için eşit, özgür, barışcıl ve demokratik bir Türkiye özlemimizi bıkmadan, usanmadan haykıracağız.
İşte bu nedenle biz KESK’li kadınlar, kadınların üretim süreçlerine dahil edildiği tam istihdam politikalarının uygulandığı, kadınların eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel hizmetlere ücretsiz ulaşabildiği, onurlu ve demokratik çalışma yaşamının uygulandığı bütün insanların cinsiyet, etnik köken, ulusal ve dinsel kimlik, cinsel yönelimine bakılmaksızın aynı hak ve özgürlüklerden yararlandığı, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu süreçte kadınların dayanışmasının ve ortak mücadele yürütmesi bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Farklı görüşlerin zenginlik olduğuna, çözümleri ve mücadeleyi ortaklaştırmak için birbirini anlamanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu mücadelenin toplumun her kesiminden ezilen, dışlanan ama isyan eden, barış, emek, demokrasi ve kadın mücadelesinin ayrılmaz bütünlüğüne inan bütün kadınlarla yaşamın her alanında yan yana omuz omuza el ele olunduğu sürece mevzi kazanacağına inanıyoruz.