
Değerli Basın Emekçileri,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 4688 sayılı yasada yapılacak değişikliğe ilişkin hazırladığı Kanun Tasarısı Taslağı bitmiş ve Bakanlar Kurulu’na sevk edilmiştir. Hemen başta söyleyelim, taslağın elle tutulur bir yanı yoktur..
Taslakta, Grev hakkımız ısrarla yok sayılmıştır. Grev hakkımızı yasal güvence altına almak yerine Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun kararlarına kesinlik kazandırılarak greve zımnen yasak getirilmek istenmektedir. Hükümet bununla da yetinmeyerek Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun bileşimini Hükümet ağırlıklı oluşturmuştur. Taslağa göre 11 kişiden oluşacak Kurulda Hükümet 6 üye ile çoğunluğu sağlayacaktır. Çünkü 4 üyeyi doğrudan atamakta, 7 öğretim görevlisi içinden birini bakan seçmekte ve Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran Hükümetin oyuyla seçilen Sayıştay Başkanı da Kurula Başkanlık etmektedir. Daha da çarpıcı olanı konfederasyonlar tarafından önerilen 7 öğretim üyesi içinden birini bile Bakan seçmektedir. Hükümet yüzde birlik bile risk almak, işi şansa bırakmak istemiyor! Sanırız bunun dünyada başka bir örneği yoktur.
Nobellik Nispi Temsil Hesaplaması!
Değerli Basın Emekçileri,
Taslakta Toplu Sözleşmenin tarafları olarak öz itibarıyla Hükümet ve Memur Sen tarif edilmiştir. Kamu İşveren Heyeti adına 7 kişi ve Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti adına da 7 kişiden oluşacak bir genel toplu sözleşme düzeni tarif edilmektedir. Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti’nin oluşum şekli Memur Sen’in toplantılardaki önerisinin matematik profesörlerine dahi şapka çıkarttıracak şekilde formüle edilişinden ibarettir. Eğer taslak bu haliyle yasalaşırsa, KESK (232.083) ve T. KAMU SEN (394.497) toplam 626.580 üye sayısına karşılık 3 üye ile, 515.378 üyesi olan MEMUR SEN ise 4 üye ile temsil edilecek demektir. Bunun nasıl bir nispi temsil hesabı, anlayan varsa beri gelsin. Bu formülasyonu bulanı Nobel’e aday göstermek gerek! Hükümetin bu öneriyi yasa maddesi haline getirme isteğini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Bu durum genel düzeyli toplu sözleşme görüşmelerinin ILO’nun çoklu yapılması ilkesine uygun olmayıp, konfederasyonların toplu sözleşme görüşmelerinde kendi üyelerinin hak ve çıkarlarını korumasını engellemektedir. Dolayısıyla Sendikaların toplu sözleşme hakkının engellenmesi üzerinden örgütlenme özgürlüğüne müdahale edilmektedir. Böylesi bir düzenleme bu kapsamda uluslararası sözleşmelere ve hukuk kararlarına aykırıdır.
Taslak Aba Altından Sopa Gösteriyor!
Değerli Basın Emekçileri,
Buraya kadar aktardıklarımız daha başlangıç. Taslakta daha ne “ustalıklar” var! Taslakta Hizmet Kolu sözleşmeleri için yapılacak toplu sözleşmenin kapsamını daha da daraltılmış olup yetkili sendika ile yapılması öngörüyor. Genel toplu sözleşme için getirilen “en çok üyeye sahip üç konfederasyon” mantığı hizmet kolu toplu sözleşmelerinde yok sayılıyor. Oysa toplu sözleşme sistemi bir bütünlük içerisinde olmalı ve birbirini tamamlamalıdır. Diğer bir “icat” ise hizmet kolu toplu sözleşmeleri içerisinde düzenlenmiştir: Bağlı olduğu konfederasyonu genel toplu sözleşme görüşmelerine katılma yetkisi olmasına rağmen katılmaz ise, sendika o hizmet kolunda “yetkili” olsa bile hizmet kolu toplu sözleşmesine katılamayacak. Bu açıkça üstü örtülü bir tehdittir. Bir sendikanın yetkisinin gaspıdır. Her sendikanın kendi üyesi adına toplu sözleşme yapma ilkesine aykırıdır.
Yasa Taslağı Değil, ”Yerel Yönetimlerle Toplu Sözleşme Nasıl Yapılamaz Kılavuzu”
Değerli Basın Emekçileri,
Taslak yerel yönetimlerde “nasıl toplu sözleşme yapılmaz”ı tarif etmiştir. Nitekim taslakta açıkça “Bu kanun hükümlerine göre toplu sözleşme sayılmamak ve o kuruluşlarda çalışmakta olan kamu görevlilerine ödenecek mahalli idare tazminatını belirlemek üzere kurumsal sözleşme yapabilirler” denmektedir. Toplu sözleşmenin demokratik dünyadaki tanımı bellidir. Toplu Sözleşme çalışanlar ile işveren arasında eşit düzeyli pazarlık sistemine dayanan ve tarafların anlaşması halinde imzalanan metindir. Yukarıdaki maddede kurumsal sözleşme olarak tarif edilen sözleşmenin işveren statüsünde olan idarenin uygun görmesi şartına bağlanması bunun daha baştan toplu sözleşme olmadığını göstermektedir. Yine madde yazımında “mahalli idare tazminatı” şeklinde bir ibarenin kendisi de yapılanın bir toplu sözleşme olmadığının açık itirafıdır. Bu durum yerel yönetimlerde yapılan kurumsal sözleşmelerin sadece ücret artışına hapsedilmesi anlamına gelmektedir.
Yapılacak “ihtiyari sözleşme” de öyle şartlara bağlanmış ki, fiilen hiçbir yerel yönetimde tarif edilen şekilde bile kurumsal sözleşme yapılamayacak! Hükümet açıkça kamu emekçilerinin kazanılmış haklarını gasp ediyor, AİHM kararını çiğniyor. Bilindiği gibi Türkiye’de kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkının hukuksal mecrada tartışılması daha çok Sendikamız TÜM BEL-SEN’in Gaziantep Belediyesi ile yaptığı toplu sözleşmeye karşı açılan davayı AİHM’e götürmesi ve kazanması sonrasında olmuştur. AİHM Büyük Dairesi Demir – Baykara Davası Kararı’nda kamu emekçilerinin TİS ve grev hakkının altını çizerek siyasal iktidarın gerekli düzenlemeleri yapmasını istemişti. Sendikamız TÜM BEL-SEN şu anda 406 belediye ile 18.000 kamu emekçisini bağlayan toplu sözleşmeler imzalamıştır. Taslak bu şekilde yasalaşırsa bu toplu sözleşmeler fiilen yok sayılacak ve kazanılmış haklar gasp edilecektir.
Taslakta Örgütlenme Özgürlüğünün Adı Yok!
Değerli Basın Emekçileri,
Taslakta örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller aynen korunmaktadır. 4688 Sayılı yasanın 15. maddesinde sendika üyesi olamayacaklara ilişkin kapsam “100 ve daha fazla kamu görevlisinin çalıştığı işyerlerinin en üst amirleri ile yardımcıları” ile “kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli” dışında aynen korunmuştur. Bilindiği gibi 100 ve daha fazla kamu görevlisinin çalıştığı işyerlerinin amirleri kadrolaşma politikaları nedeniyle genelde siyasal iktidara yakın kişilerden oluşmaktadır. Hükümetin bu düzenlemesi örgütlenmeyi genişletmeyi değil, yandaş sendikaya yeni alan açmayı hedeflemektedir. Eğer Hükümet örgütlenme önündeki engelleri kaldırma niyeti taşısa idi, sendika üyeliği yasaklanan tüm kamu emekçilerini bu kapsamdan çıkarırdı.
Toplu Sözleşmenin Sınırlandırılan Kapsamı Bile Daraltılıyor!
Toplu Sözleşmenin kapsamı mali ve sosyal haklarla sınırlandırılmıştır. “Kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarının toplu sözleşme kapsamına alınması” şeklindeki önerimiz kabul edilmemiştir. Bu durum ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal hakların bütünlüğüne yönelik BM ikiz sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi Türkiye’nin de taraf olduğu temel uluslararası sözleşmelere ve hukuk kararlarına aykırıdır. Kişilerin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal hakları en temel insan haklarından olup, Sendikal örgütlülük çalışanların bu haklarının bütünsel bir şekilde korunması ve geliştirilmesi amacıyla kurulmuş örgütlenmelerdir. Bu kapsamda sendikalara üyeleri adına toplu sözleşme hakkını kullanırken üyelerinin sosyal, kültürel ve siyasal haklarını korumak ve geliştirmeyi kapsam dışı tutulması toplu sözleşme hakkının kısıtlanması ve buna bağlı olarak da sendikal örgütlenmenin kısıtlanması olup AİHS’in 11. maddesine aykırıdır.
Taslakta Anayasaya Aykırı Düzenlemeler Var!
Değerli Basın Emekçileri
Taslakta öyle bir ifade var ki, anayasal düzenlemeye de aykırıdır. Taslakta “maaş ve ücret sisteminde değişiklik öngören talepler toplu sözleşmenin kapsamı dışındadır” denilerek bir nevi mali anlamda da hiçbir değişiklik yapılamaması öngörülmektedir.
Dolaysıyla toplu görüşmelerde olduğu gibi enflasyona ve hükümetin Orta Vadeli Mali Programına endekslenmiş birkaç puanlık zam dışında bir konu masaya gelmeyecek, gelse de karşılık bulmayacaktır.
İki yıllık Toplu Sözleşme Türkiye Gerçeği İle Örtüşmüyor
Genel toplu sözleşmenin iki yılda bir yapılmasının zorunluluk olarak konulması Türkiye gibi sürekli bir ekonomik ve siyasal kriz ortamında olan bir ülke için uygun değildir. Hele ki dünya genelinde yaşanmakta olan kriz süreci dikkate alındığında emekçilerin iki yıllığına bir sözleşmeye mecbur bırakılması Türkiye’nin yaşaması muhtemel olası şok dalgalarına bağlı olarak hayat pahallılığı, vergi vb. artışlarda emekçilerin reel kayıp yaşamasına neden olacaktır.
Sendika İşyeri Temsilcilerinin Sayısı Azaltılıyor
4688 sayılı yasanın mevcut haline göre sendika işyeri temsilci sayıları çalışanlar aleyhine bir şekilde azaltılmaktadır. Bu durum çalışanların işveren karşısında temsil edilmesi ve haklarının savunulması için aleyhte bir durum olmakla birlikte aynı zamanda sendikal demokrasi açısında da doğrudan temsili azaltan anti demokratik bir düzenlemedir. Hükümet basın aracılığıyla sürekli olarak sendikal hak ve güvencelerin artırıldığından bahsetmektedir. Temsilci sayısının azaltılmasından da anlaşılmaktadır ki, birçok noktada daha geri düzenlemeler yapılmıştır.
Hükümet Kamu Emekçilerinin Taleplerini Duymazdan Gelemeye Devam Ediyor!
Değerli Basın Emekçileri,
Görüldüğü gibi taslak, AKP’nin sosyal diyalogdan, tarafların sürece müdahil olmasından ne anladığının da çok açık bir ifadesidir. Bir kez daha görülmüştür ki, siyasal iktidarın ya da işverenin tek yanlı iradesinin karar aşamasında etkili olduğu sosyal diyalog mekanizması emekçilerin aleyhinedir. Ancak kamu emekçilerine duyduğumuz sorumluluk gereği teknik komisyon ve Üçlü Danışma Kurulu toplantılarına katılarak yasanın özüne ilişkin görüş, öneri ve değerlendirmelerimizi ilettik. Görüşlerimizi kamuoyuna ve emekçilere açıkladık, beklentilerimizi ifade ettik. 8 Ekim’de on binlerce emekçi özgür toplu sözleşme ve grev hakkı için Sıhhiye Meydanı’nda toplandı.
Ancak siyasi iktidar artık geleceğimiz için tehlikeli bir hal almaya başlayan dayatmacı ve kendi bildiğini esas alan yaklaşımında ısrar etmiştir. Kulağını, yüreğini ve kurumlarını emekçilerin sesine kapatmıştır. Hazırlanan taslak AKP-Memur Sen ortak yapımı olup, AKP ve Memur Sen’in ihtiyaçları üzerinden kurgulanmıştır. Konfederasyonumuzun dikkate alınan birkaç önerisi de Memur Sen tarafından reddedilmediği için taslağa yansıtılmıştır.
AKP Hükümeti’nin Amacı Toplu Sözleşme Yapmak Değil, Yapar Gibi Görünmek!
Değerli Basın Emekçileri,
Hükümet şu sorunun cevabını vermek zorundadır: madem ki, her şeyi yandaş sendika ile halletmek istiyorsunuz diğer konfederasyonları niçin sürece dahil ediyorsunuz? Derdiniz demokratik bir görünüm sağlamak ve figüran aramak ise boşuna uğraşmayın, kamu emekçileri figüran olmaz.
Taslak mevcut düzenlemelerin bile gerisindedir. Hükümetin tek derdi TOPLU SÖZLEŞME YAPIYOR GİBİ GÖRÜNMEKTİR.
Böyle Bir Yasa Taslağını ve Yaklaşımı Kabul Etmiyoruz!
Değerli Basın Emekçileri,
KESK olarak böyle bir yasa taslağını ve yaklaşımı kabul etmiyoruz. Konfederasyonumuz özgür toplu sözleşme ve grev hakkımızın gereğinin yapılması için taslak TBMM alt komisyonlarında iken görüş ve önerileriyle müdahalede bulunacaktır. Her şeye rağmen yasa taslağı Meclis Genel Kuruluna bu haliyle gelir ise illerden yöneticilerimiz Ankara’ya gelecek ve yasa Meclis’te görüşüldüğü sürece Ankara’da olacaklardır. Yöneticilerimiz Meclis’e yürüyerek grev ve özgür toplu sözleşmeye dair taleplerimizi bir kez daha ifade edecektir. Aynı günlerde tüm illerde de merkezi alanlarda oturma eylemleri yapılacaktır. Bu eylemler vizite hakkı da kullanılarak güçlendirilecektir. Aynı süreçte çadır kurulacak, serbest kürsü oluşturularak dayanışma ve desteğe gelen tüm emek dostlarının burada görüşlerini ifade etmesi sağlanacaktır. Yani 8 Ekim’de Sıhhiye’de onbinlerin oluşturduğu Emekçilerin ve Ezilenlerin Sokak Meclisi’nin grev ve toplu sözleşme hakkını konu alan oturumu gerçekleştirilecektir.
Her ne kadar Hükümet Grev hakkımızın yasal güvence altına alınması niyetinde değilse de, toplu sözleşme sürecinde taleplerimiz kabul edilmez ise, KESK, GREV yapacaktır. Buradan tekrar ifade ediyoruz. En temel hakkımız olan Grev hiç bir yasa ile engellenemez.
Toplumsal gerginliğin ve doğal afetin yaşandığı bugünlerde Siyasi iktidar kamu emekçilerinin kazanılmış hak ve çıkarlarına saldırmamalı, gasp etmemelidir. Çalışma yaşamını demokratikleştirecek, özgür toplu sözleşme ve grev hakkımızın önünü açacak bir düzenleme yapmalıdır.
Buradan Diğer Konfederasyonlara Tekrar Çağrıda Bulunuyoruz:
Grev ve özgür toplu sözleşme hakkını düzenlemeyen bu yasaya destek vererek tarihi bir suç işlemeyin. Emekçiler böylesi bir suçu affetmeyecek, unutmayacaktır. Gelin temel haklarımız için hep birlikte mücadeleyi yükseltelim.