BASIN AÇIKLAMALARIGENEL MERKEZ AÇIKLAMALARI

İŞ CİNAYETLERİ KADER DEĞİLDİR!

 

17 Mayıs 2010 pazartesi günü Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğünde meydana gelen grizu patlamasında taşeron firmada çalışan 30 madenciyi kaybettik. Cenazelerin çıkarılması sürecinde üyelerimiz, Şubemiz ve Genel Merkez düzeyinde çalışmaların içerisinde olduk, olayı ve çalışmaları yakından izledik. İzlenimlerimizi ve konu ile ilgili düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

Madencilik, hele hele kömür madenciliği emek yoğun, ağır ve riskli iş kolu olduğu tüm kesimler tarafından bilinmektedir. Özellikle Zonguldak kömür havzası bu tanıma fazlasıyla uyan bir işletmedir. Yıllardan beri Sendikamız; TTK ve havza madenciliği konusunda duyarlılığını, toplumsal fayda ve kamusal üretim konularında sürdürdü. Yer altı kömür madenciliği riskler taşıdığı, yatırım gerektirdiği, bilgi, deneyim gerektirdiği,  işçi sağlığı ve iş güvenliğinin önemi ve havza özelliği nedeniyle TTK tarafından kamu eliyle yapılması gerekliliğini her zaman savunduk. Aynı zamanda hazırlık, üretim ve zenginleştirme faaliyetleri bir bütün olarak algılanmalı, birbirinden ayrılamaması ve TTK tarafından yürütülmesi gerektiğini, defalarca yazılı ve sözlü olarak kamuoyuyla ve Kurum yetkilileri ile paylaştık.

Ancak liberal, piyasacı iktidarlar tüm bu gerçeklere ve bilimsel verilere rağmen taşeronlaştırma ve özelleştirme politikaları tercih etmişlerdir. Bunların içerisinde AKP iktidarı en kararlı olanıdır. AKP iktidarı taşeronlaştırma ve özelleştirme politikalarını havzada uygulayabilmesi için öncelikle bilgi, deneyim ve beceri kriterlerini yok sayarak, tüm yönetim kadrolarını kendi zihniyetine uygun yandaş kişilerle doldurdu.

Sayın Başbakan Zonguldak’ta acılı ailelere seslenirken “Siz Zonguldaklılar bu tür acılara alışıksınız. Bu sizin kaderinizdir.” şeklinde seslenerek adeta ya yeryüzünde açlıktan yada yeraltında grizudan öleceksiniz anlamına gelen, bilimi yok sayan talihsiz ifadeler sarf etmiştir. TTK’nın yönetim kademelerine atananlar bu düşüncenin birebir yansımasıdır.

Burada bahse konu edilen kaderi kaçınılmazlık olarak kabul edersek, kaçınılmazlığın oranı bilimsel olarak yüzde ikidir. Başbakan için bu oran yüzde yüz olarak kabul edilmiştir. İşte kabul edilemeyecek ve hayret edilecek olan Başbakanın bu düşüncesidir. Madenlerde çalışmak kader değil işsizliğin ve çaresizliğin bir sonucudur. Ölmek ise sistemin sonucudur.

Dört gün boyunca İki bakan ve AKP milletvekilleri kazanın olduğu bölgede sürekli açıklamalar yapmış Zonguldaklılara ve bizlere kendi düşüncelerini dayatmış, kendi propagandalarını yapmışlardır. Sayın Bakanlar özelleştirmenin ve taşeronlaştırmanın ne kadar iyi olduğunu, kazaların önceden de olduğunu, özelleştirmelerde ve taşeronlaştırmalarda kazaların ve ölümlerin azaldığını ifade ettiler, yeri geldi kendilerine göre olmayan sorunları bir yıl içerisinde çözeceklerini söylediler. Birçok vaatlerde bulundular. Biz bu tespitleri ve vaatleri sellerde gördük, depremlerde gördük, Kemalpaşa ve Dursunbey grizu kazalarında gördük. Oralarda söylenenler ve yapılanlar bugünün aynasıdır.

Bizler biliyor ve görüyoruz ki tek amacı kar üzerine kurulan özel şirketlerde, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yatırım yoktur, güvence yoktur, örgütlenme hakkı yoktur,  insanca yaşayacak ücret yoktur, üretim zorlaması, fazla çalışma vardır. Kısacası insan yoktur. Son oluşan grizu kazalarının üç tanesi bunun en açık göstergesidir.

Karadon’da yaşanan grizu patlamasını iki açıdan ele almak gerekir.

Birincisi; galeri açma, tamir ve tarama işlerinin Kurumun aslı işleri olmasıdır. Gerek yasal dayanaklar, gerekse 4857 sayılı iş kanununa göre bu işler Kurumun asli işi olup taşeron eliyle alt işverene verilemez. Buna rağmen verilmiştir. Ayrıca bu işletmelerin denetleme ve kontrol işlerinin yürütülmesinde ciddi sorunlar, çelişkiler ve belirsizlikler mevcuttur. İş güvenliği nizamnamesine göre sorumlu, yetkili, denetleyici ve organizasyonun nasıl yapılacağı belli değildir. Bir karmaşa vardır. Araştırıldığında bu konularda ne kadar sorun olduğu görülecektir. Kısacası TTK yönetiminin bu konuda sorumluluğu büyüktür.

İkincisi; kazanın olduğu çalışma alanında birçok soru işaretleri vardır. Yüksek metan geliri olan bu alanda ilerlemeler öncesi metan drenaj sondajları yapılmış mıdır? Metan ve diğer gazların ölçümü için yeterli manüel ve dijital ölçüm cihazları var mıdır? Kullanılan cihazlar anti-grizu özelliğinde midir? Pervaneler uygun yerlerde ve havalandırmaya yeterli midir? Çalışanlara ferdi gaz maskeleri verilmiş midir yada almışlar mıdır? Erken uyarı sisteminde takip edilen gazların sınırları aşması durumunda çalışma birimleri ile haberleşme bağlantıları yada uyarıcı bir sistem var mıdır? Uyarı yapılabilmiş midir? İşçi sağlığı ve İş güvenliği konularında Kurumun yetkilileri bu işyerini kontrol etmişler midir? Eksiklikleri tespit etmişler midir, yaptırım uygulamışlar mıdır, kayıtlara geçmiş midir? Bunlar gibi çok sayıda soru sorulabilir.

Sonuç olarak yaşanan bu kaza kaçınılmaz bir kaza değildir. Kader hiç değildir. Bu kazanın olması için çok neden vardır. Bu taşeronlaşma ve özelleştirme politikalarının bir sonucudur. Bu vahşi sömürünün bir sonucudur. Bu güvencesiz, örgütsüz, sendikasız çalışmanın bir sonucudur. Bu kar hırsının bir sonucudur.

Bir kez daha Siyasi iktidarı uyarıyoruz. Taşeron ve özelleştirme uygulamalarından vazgeçin. Artık yeni kazalar, yeni iş cinayetleri, yeni ölümler yaşamak istemiyoruz. Tüm madencilerin ve emekçilerin başı sağ olsun.

YÖNETİM KURULU

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir