
Ülkemiz su konusunda daha büyük sorunlar yaşamaya başlayacağı endişesini taşımaktayız. Sorunların tanımları yada yaşanma biçimleri farklı şekillerde ifade edilebilir. Kesin olan suyun parayla satılması sorunun başladığının göstergesidir. Ancak bilinmelidir ki su kullanımı insanların en doğal hakkıdır. İnsanların suya erişimleri için; kolay, ucuz, temiz, kamu yararı öncelikli kamu hizmeti sürdürülmelidir. Sendika olarak bu hassasiyetimizi sonuna kadar sürdürerek, gelişen her olayı kamu yararı doğrultusunda izleyerek, yanlış ve haksız uygulamaların takipçisi olarak, yetkilileri uyarmayı ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.
BASINA VE KAMUOYUNA
Şimdiye kadar sürekli olarak 22 Mart Dünya Su Günü Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) de kutlanırken neden Ankara dışında kutlamaya başlandı? Ankara dışına kaçırılan kutlama hangi politikaların bir ürünüdür?
Su insanoğlunun temel yaşamsal kaynağıdır. Yeryüzünde yaşamın ve medeniyetlerin gelişmesinde ve tarımsal alanda su büyük öneme sahiptir. Nüfusun ve sanayinin artması ile taleplerin karşılanmasında çekilen sıkıntı suyun stratejik önemini arttırmaktadır.
Küreselleşme süreciyle üçüncü dünya ülkelerinin su kaynaklarını ele geçirme faaliyetleri gün geçtikçe artmaktadır. Su kaynaklarına hakim olmak için su savaşları başlamıştır. Bu savaş çeşitli kredi anlaşmalarıyla su kaynaklarını ele geçirme ve yönetme şeklinde sürdürülmektedir.
Bu konuda Kofi Annan ve Colin Powel Dünya Çevre Konferansında 21. yüzyılın savaş nedenlerinin tarım, su ve enerji oluşturduğunu vurgulamışlardır.
Hidroelektrik potansiyeli içinde dünyada sekizinci, Avrupa’da üçüncü sırada olan ülkemiz sulama, içme suyu ve enerji sektöründeki özelleştirmelerle sermayenin iştahını kabartmakta ve bu savaşın içerisinde yerini almaktadır.
Yapısal uyum programları adı altında; kamu kurum ve kuruluşlarının işlevleri yeniden tanımlanmakta, özelleştirilmekte, küçültülmekte ve kapatılmaktadır. Yeni liberal politikalar yapısal dönüşüm uygulamaları ile son yıllarda hız kazanmıştır. Bu politikalar sonucunda Türkiye’de su yönetimi kamu mülkiyeti ve kamu işletmeciliğine dayanan, merkezi örgütlenmeci yapı yok edilmiş olup yerelleştirilmiştir. Suyu kamu yararından çıkartıp, mal olarak gören özel mülkiyet ve artarak fiyatlanan işletmeciliğe doğru değişim süreci gerçekleştirilmeye başlamıştır.
Halkın alın teri ile kurulan ve ülkemizin kalkınmasında önemli işlevler gören kamu kuruluşlarımızda özellikle son dönemde yönetici kademelerine yapılan atamalarda; bilgi, beceri ve liyakat aranmasından vazgeçilmiştir. Artık, atamalarda geçerli olan ölçüt, sadece “cemaattan olmak, kendileri gibi düşünmek ya da kendilerinden olmak”tır. Bu şekilde, yetersiz kişilerin uzmanlık gerektiren makamlara getirilmesinin önü açılmış, kurumlardaki yozlaşma hızlandırılmıştır. Her dönemde belirli ölçülerde yaşanan kadrolaşma, son dönemde “kuşatma” şekline dönüşmüş ve tüm işyerlerinde iş barışını tehdit eder hale gelmiştir. Pek çok kurumda kirlilik, yozlaşma ve yolsuzluk had safhaya ulaşmıştır. Rüşvet, menfaat temin etme ve görevi kötüye kullanma artık kanıksanmış, etik değerler ayaklar altına alınmıştır.
60. AKP Hükümeti kuruluşunun hemen ardından Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) Bakanlık değiştirerek soruna yeni boyut kazandırmıştır. Suya sahip çıkmak için DSİ’ye sahip çıkmak gerekir. Yıllardır su üzerinde çalışmalar yürüten DSİ yatırımcı kuruluş olmaktan çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Devlet ihalelerinde yaşanan olumsuzluklara bir de taşeronlaşma ve özelleştirme uygulamaları eklenince usulsüzlük ve yolsuzluklar günlük olaylar haline gelmiştir. Bu konudaki önemli bir tespit, söz konusu ilişkilerin belli odaklarla, bazı yöneticilerle ve belli siyasi kesimlerle birlikte anılır olmasıdır.
Kuruluşlarından bu yana başarılarıyla, ürettikleriyle ve ülkemize kazandırdıkları ile kamuoyunun gündemine gelen MTA, TKİ, TTK, ETİBANK, MİGEM, TPAO, BOTAŞ vb. gibi kamu kurumlarının adı, son zamanlarda olumsuzluklarla anılmaya başlanmıştır. Buna Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan alınıp Çevre Bakanlığı’na bağlanan DSİ de eklenmiştir. Bazı ihalelerde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle Ankara, İzmir ve Isparta’da görev yapan 5 DSİ çalışanı ve 2 müteahhit toplam 7 kişi göz altına alınmıştır.
Yaşananlar, özetle ülkemizde uygulanan ve “benim memurum işini bilir” anlayışı ile başlayan etik ve ahlaki çöküntünün toplumsal yapımızda meydana getirdiği tahribatın sonuçlarıdır.
Yaşananlar, bu ülkenin gerçek sorunlarının üstünü türbanla örtmek isteyen zihniyetin, kamu kaynaklarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmesidir.
Yaşananlar, kurum kültürünü bilmeyen, bir kısmı tarikat mensubu, bir kısmı da liyakatsiz kişilerin en köklü kurumlarının yönetim kademelerine atanmasının doğal sonucudur.
Yaşananlar, bilimsel ve teknik çalışma koşullarının zaafa uğratılması, kurumların içlerinin boşaltılması ve işlevsizleştirilmelerinin acı siyasal tercihidir.
Yaşananlar, bir yandan çalışanlarını yoksulluk ve sefalet ücretine mahkûm ederken, diğer yandan bu ülkenin kaynaklarını sermayeye devreden anlayışın sonuçlarıdır.
Su ile ilgili faaliyet gösteren kurumları da, yatırımlara ve personele ayırdıkları pay düzenli olarak azaltılmaktadır. Bu kurumlarda çalışanların ücretleri oldukça düşüktür. Sendikamızın önceki yıllarda da belirttiği gibi “suya imza atanlar aç ve yoksul”dur. Kamu kurum ve kuruluşları arasında ücret dengesizlikleri yaşanmaktadır. “Suya İmza Atan” emekçiler kamu kuruluşları içerisinde en düşük ücreti almaktadırlar. Bu durum sendikamız tarafından defalarca dillendirildiği halde, yönetenlerce bilinmesine rağmen, sorunun çözümü için bir adım atılmamıştır. Üstelik yönetenler tarafından, soruna vakıf olduklarını belirterek, çaba harcandığı söylenmektedir. Geçmişte soruna vakıf olan Genel Müdür Sayın Veysel EROĞLU bugünün bakanıdır. Kendilerine verdikleri sözleri bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
DSİ Genel Müdürlüğü su ile ilgili her türlü yapılanmalarda (rasatlarda başlayarak, ilk etüt, fizibilite, plan, inşaat vb gibi) aşamalarda görev yapmaktadır. Zamanla DSİ bu görevlerin önemli bir kısmında el çektirilmiştir. Ancak her ne olursa olsun DSİ bugün su ile ilgili havza bazında çalışmaları yürüten yılların bilgi birikimine sahip, ihtisas sahibi tek kuruluştur. İçme, kullanma, sanayi, sulama amaçlı kullanılmakta olan su özellikle enerji açısından çok büyük ve stratejik öneme sahiptir. Bunun içinde suyun tek bir elden bütün alanlar için planlaması ve uygulama durumlarının belirlenmesi gerekmektedir.
Teknolojik kirlenme içilebilir temiz su kaynaklarımızı da hızla kirletmektedir. Birçok şehrimizde ücret ödediğimiz halde şebeke suyu artık içilememektedir. İçilebilir su, pet şişelere girerek başka bir sömürü kaynağı olmuştur.
Su ve enerji alanlarındaki çok başlılık ve yetki karmaşası ortadan kaldırılmalı, enerji planlamasında; yerli, yenilenebilir, dışa bağımlılığı olmayan kaynaklara önem verilmelidir. DSİ’nin 6200 sayılı kuruluş kanununda yazılan Baraj, HES ve sulama konularındaki görevlerine işlerlik kazandırılmalıdır. Hidroelektrik tesislerin projelendirilmesinde, tarihi ve doğal zenginliklerin korunmasına özen gösterilmesi durumunda, çevreye en az zarar veren kaynak olduğu unutulmamalıdır.
Ülkemiz su konusunda daha büyük sorunlar yaşamaya başlayacağı endişesini taşımaktayız. Sorunların tanımları yada yaşanma biçimleri farklı şekillerde ifade edilebilir. Kesin olan suyun parayla satılması sorunun başladığının göstergesidir. Ancak bilinmelidir ki su kullanımı insanların en doğal hakkıdır. İnsanların suya erişimleri için; kolay, ucuz, temiz, kamu yararı öncelikli kamu hizmeti sürdürülmelidir. Sendika olarak bu hassasiyetimizi sonuna kadar sürdürerek, gelişen her olayı kamu yararı doğrultusunda izleyerek, yanlış ve haksız uygulamaların takipçisi olarak, yetkilileri uyarmayı ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU
21.03.2008





