
BASINA VE KAMUOYUNA
“Herkesin bildiğini bir daha hatırlatalım, Milletvekilliği ancak TBMM Genel Kurulunda düşürülebilir”
AKP hükümeti bu güne kadar ileri demokrasi savunucusu idi,
Halkın iradesinin üzerinde otorite tanımazdı,
Sadece halkın, milletin emrindeydi,
12 eylül askeri cuntası ile hesaplaşmak için %58 oy almıştı,
Demokratik, özgürlükçü, insan haklarına dayalı, düşünce ve ifade özgürlüğüne saygılı bir anayasa için %50 oy istemişti, ve aldı,
AMA YİNE OLMADI…
“TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ”
AKP’nin halkın iradesine sahip çıkmak gibi bir derdinin olmadığı ilk günden anlaşıldı. Değiştirmek için oy istediği anayasanın buzlu sularında 8 milletvekilini boğdu.
AKP hem anayasayı değiştirmek için halkın iradesini talep etti. Hem de halkın seçtiği 8 milletvekilini yok saydı. Ancak bu yok saymanın bedeli Türkiye demokrasisi için ağır oldu. Meclis tarihinde ilk defa iki siyasi parti Milletvekilleri yemin etmedi. Bu onların yasama faaliyetlerine katılamayacağı anlamına gelir ki, bu da muhalefetsiz bir demokrasinin yaşama geçmesidir.
Anayasa’nın 14. maddesine giren ve 1 yıldan fazla ceza gerektiren suçlardan hüküm giyenlerin anayasanın 76. maddesine göre affa uğramış olsalar dahi milletvekili seçilemeyeceğine dikkat çekiliyor. Bilindiği üzere AKP Genel Başkanı 2002 yılında bu yasadan özel yasa değişikliği yapılarak milletvekili seçilmişti. İleri demokrasi savunucuları, 8 yıllık iktidarlarında neden bu yasayı değiştirmedikleri düşündürücüdür.
Anayasanın 83. Maddesi “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.” denilmektedir. İşte hukukun buzlu suyu bu 14. maddedir. Bu madde yıllar önce değiştirilmeli, düşüncelerinden dolayı hiçbir insan cezaevinde olmamalıdır.
Yine bu ülkenin yargıçları, hukukçuları en önemlisi siyasi iktidarı anayasanın 90. Maddesine eklediği son fıkrasını iyi okumalıydı.
(Ek: 7.5.2004-5170/7 md.) “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bu yasa maddesini uygulamak bile 8 milletvekilinin özgürlüğüne kavuşması için yeterlidir. Bu konuda Demokratik ülkelerde sayısız örnekler bulunmaktadır. Üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi AİHM kararlarına bakmak bile gerekli değildir.
Çünkü “AİHM, bu gibi durumlarda Türkiye’yi DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ konusunda mahkûm ediyor.”
Siyasi iktidar altına imza koyduğu uluslararası sözleşmelerin ve yetkisini kabul ettiği AİHM’nin içtihatlarını göz önünde bulundurarak karar vermediği gibi siyasi kararlar alıyor.
AİHM’in ‘seçme ve seçilme hakkı’ ile ‘düşünce özgürlüğü’ konusundaki kararları Türkiye’deki 8 milletvekili için verilen mahkeme kararları ile çelişiyor. Bu durumda referans alınması gereken Anayasanın 90. Maddesi ve iç hukukun üzerinde olan Uluslar arası sözleşmeler ile AİHM içtihatlarıdır.
AİHM, Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak, Mehmet Yumak ve Resul Sadak’ın seçme ve seçilme haklarıyla ilgili yaptığı başvuruları nedeniyle Türkiye’yi mahkûm etmişti.
Türkiye’de bunu bilmeyen hukukçu veya yargıç yoktur. Ancak bu karar hukuki değil siyasidir. Bu bir suçtur. Bu suçu kabul edip tazminat ödeyerek ileri demokrasiyi kuramazsınız. Bu hukuk dışılığı ve halkın iradesini hiçe sayan siyasi zihniyeti kınıyoruz.
ESM GENEL MERKEZİ





